8 Aralık 2009 Salı

Bomba İkili!




Konu Fenerbahçe!

Ahmet Çakar:
- Çıkmış adam orada. Parfüm reklamında koşturuyor. Kadınlar arasında oh.

Serhat Ulueren:
-Bir dakika sen firma sahibi olsan, ürün reklamında Ekrem Dağ'ı mı oynatırsın? Carlos'u mu?

Çok yaşayın siz.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Sadece Biz mi?

Şüphesiz bizim futbolumuzun az gelişmişliğinin en önemli sebeplerinden birisi de medyadır. O derece yanar döner bir politika izlerler ki; her derbi öncesi gergin olmayan ortamı gerer, her derbi sonrası da bu gerginlik sonucu ortaya çıkan olaylara verirler odunu. Kaç civanım delikanlıyı heba etmişlerdir bu yolda sayısını ne bilirim, ne tahmin yürütebilirim. Geçen hafta cumartesi Juventus-Inter maçı vardı. Gerginlik olsun, futbolcuların (özellikle Balotelli) çirkefliği olsun, maç öncesi tribün şovları, meşaleler olsun bizim derbilerden pek bir farkı yoktu. Olaylar çıktı. Melo kırmızı kart gördü vs. vs.

Bu tip olaylar güzeldir, iyidir, futbolun heycanıdır gibi saçma sapan bahanelerle savunmayacağım olayları fakat. Görülüyor ki ''Avrupalı bu işleri aşmış'', ''Adamlar futboluna bakıyor arkadaş.'' ''Bizim topçular da adam mı allasen'' temalı çıkışların da pek gereksiz olduğu ortada. Rekabet olan her yerde futbolcuların karakteri, hırsı doğrultusunda bu olaylar çıkabiliyor. Bizim derbilerden daha kötü bile olabiliyor çoğunun sonucu.

Kendimizi ezip bitirmeyi bıraksak da işimize baksak.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Oluru Var.


Rijkaard geldiğinden beri hep sistem konuştuk. Her şey çok değişecekti, takım sistem takımı olucaktı vs. vs... Fakat dün oynanan Sivasspor maçına kadar Rijkaard'ın uyguladığı 4-2-3-1 taktiğinin geçen sene Skibbe'in uyguladığı taktikten pek farkı yoktu. Lincoln gitti yerine Arda-Elano geldi. Sağ kanatta hem Arda, hem Kewell sırıtıyordu, Keita geldi. Kewell temelli sola yerleşti. Rijkaard sağa ve sola Aydın ile Serdar'ı denemeye başladı vs. Defans problemleri vardı ve hala devam ediyor.

Fakat dün oynanan karşılaşmada Galatasaray klasik 4-3-3 benzeri bir dizilişle oynadı ki defansif ve ofansif anlamda Galatasaray için en yararlısı bu gözüküyor. Eğer hiç geriye dönmeyen 3-4 oyuncunuz varsa, orta sahada dinamo gibi ileri geri yapan 2-3 oyuncu şart. Orta saha için Barış Ayhan'dan daha iyi bir seçim. Fiziki açıdan çok daha güçlü. Ayhan 60. dakikalardan sonra tükeniyor. Pas isabeti düşüyor ve defansa katkısı sıfıra iniyor. Barış- Mustafa-Mehmet, Barış-Linderoth-Mustafa, Mustafa-Linderoth-Mehmet seçimlerinin hepsinin oluru var. İleri uçta oynayacak Arda, Keita, Kewell, Baros, Nonda ve Aydın'dan oluşacak bir üçlü bir şekilde gol atmayı becerebilecek yetenekli futbolcular. Ayrıca Baros ve Nonda da ceza yayının gerisine gelip top alabilen forvet oyuncuları. Bu da Galatasaray'ın bir diğer artısı.

Sivasspor'un güçsüzlüğü bir yana dün Galatasaray'ın en güçlü bölgesi orta saha gibiydi. Eğer böyle oynamaya devam ederlerse de bu şekilde devam edecek gibi görünüyor. Kalli-Cevat Güler döneminde şampiyonluğu getiren en büyük olgu olan savaşan, koşan orta saha bu şekilde döneceğe benziyor.

Olur bu Galatasaray, böyle giderse.

1 Kasım 2009 Pazar

Gemi Batıyor mu?




Hertha Berlin'in Hertha'sı bir gemi isminden geliyor. Kulübün böyle garip bir kuruluş hikayesi vardı tam hatırlayamadığım. Geçen sene şampiyonluk adayıydı, şu anda ligin dibine demirledi. Voronin ve Pantelic ile geçen sene çok iyi bir tempo yakalamışlardı. En sıkıştıkları anlarda bile Voronin'e şişirilen toplar hep tehlike yarattı rakip takımlar için. İki oyuncunun gidişi bir takımı ancak bu kadar etkiler. Cuma günü oynanan Dortmund maçında sadece 2 pozisyon yaratabildiler. Ligin en az gol atan takımı durumundalar şu anda. Teknik direktör değişimi de bir işe yaramadı. Voronin zaten kiralıktı. Fakat onun da geri döndüğü Liverpool'da da işler iyi gitmiyor. Bu ayrılık kimseye yaramadı.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Şansın Böylesi!

Milan Baros:

Liverpool sonrası hiç bir kulüpte tutunamamış. Lyon'da sorun çıkmış. Aston Villa'ya gidiyor. Fakat yine hayal kırıklığı. Daha sonra Galatasaray alıyor bu futbolcuyu. İlk senesinde gol kralı. Bitmedi.

Harry Kewell:

Bir zamanların büyük futbolcusu. Önce uzun bir dönem Leeds United, daha sonra hayali Liverpool. Ta ki sakatlanana kadar. O kadar ki Bonservissiz olarak alınabilecek duruma gelene kadar. Ardından o da Galatasaray'a geliyor. Yağmasa da gürlüyor. Tahminlerin ilerisinde futbol oynayıp taraftarın sevgilisi oluyor.Devam Ediyoruz.

Abdul Kader Keita: Lyon'a uzanan bir hayal kırıklığı hikayesi daha. Lille'den büyük umutlar ile gelen bir yıldız futbolcu daha. Fakat koca 2 sezonda toplam 16 kadar maç oynuyor ve ertesi sene Galatasaray'a gönderilince bir çok lyon taraftarı bayram ediyor. Ardından tekrar bir isabet. Keita eski formuna dönme sinyalleri veriyor.

Olaya bir de apayrı bir noktadan bakalım.

Tobias Linderoth: İsveç milli takımı kaptanı. İstikrar abidesi. Bir efsaneye göre Galatasaray'a gelmeden önce MR makinesine girmemiş ömrü boyunca. Geldiği sezon aynı sezonun transferi olan Cassio Lincoln'den yararlı olacağını savunanlar hiç de az değildi. Sonuç? 2.5 senedir hala takıma dönemedi Linderoth.

Ters takım Galatasaray. Çok ters.

The Zeko


Aynen bu. Kim mi bu? Wolfsburg'un genç forveti Edin Dzeko.


Olayın ayrıntısı şudur ki geçen sene Bundesliga'yı Kanal 24 yayınlıyordu bilen bilir. Bu sene yayın hakkını alan TRT 1 açıkca kümede kalmış gözüküyor yayın konusunda. Her şeyi geçtim, pozisyon hatalarını, saçma yorumları... Fakat koca Köln maçı boyunca Edin Dzeko( Edin Ceko)'ya Dızeko denilmesini geçemedim. Çok çalışması lazım Trt'nin bu konuda.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Leo Franco


Sonunda istemediğim oldu. Bu adam çok kötü kaleci değil ama ne bileyim ben hep Ufuk'u istedim. Türk kalecilerin önünün açılmasını istediğim içindi belki bu isteğim fakat olmadı.

Şimdi bu adamı la ligayı takip eden herkes az çok tanır. Dengesiz bir kaleci evet. Fakat kalecinin de dengesiz olanı lazım Galatasaray'a. Ne olursa olsun belli bir süre Atletico Madrid'in kalesini korumuş bir kaleci. Çok gol yedi evet, fakat Atletico'nun taktiği zaten çok gol yeyip, çok gol atmak üzere. İddaa severleri üst seçeneğinde çok sevindiren bir takım.

En olgun yaşında Leo Franco. Umarım en azından bir Mondragon kadar faydalı olur. Hayırlı olsun diyelim.